AKDENİZ

Kaş masallar diyarı

Kaş Antalya ilinin batısında yer alan şirin bir ilçesi, turizm merkezidir. Antalya’ya 192 km., Fethiye’ye 106 km. mesafededir. Kaş‘ın ilk çağlardaki adı Antiphellos idi .Daha sonra Andifli olarak bilinen Kaş çevresinin dağlarla çevrili olması ve hemen önünde masmavi Akdeniz’in bulunması ve tam karşısında Meis adasının bulunması ona ayrı bir güzellik vermiş ,masallar diyarı ve bunun için buraya Kaş adı verilmiştir. Kaş farklı coğrafyası, doğal, kültürel ve tarihi çevresi ile güzel bir tatil geçirebileceğiniz, gezmeye görmeye değer bir yerdir.

Kaş İlçesinde ve çevresinde yer alan tarihi yerlere, doğal güzelliklere ve turistik yerlere özel araç, tekneler ve minibüslerle ulaşabilir veya düzenlenen günübirlik turlara katılabilirsiniz. Yine Kaş bir “Mavi Yolculuk” başlama noktasıdır.

antalya kaş
Kaş

Phellos Antik Kenti

Kaş’ın (Antiphellos) kuzeydoğusunda deniz seviyesinden yaklaşık 950 metre yükseklikte Fellen-Yayla mevkiinde yer alan Phellos Antik Kenti kalıntılarına, Demre-Kaş karayolu üzerindeki Ağullu yerleşiminden Çukurbağ yönüne devam edilerek ulaşılır. Kaş’a inen virajlardan ayrılan patika ile de yürüyerek ulaşım sağlanması mümkündür. Phellos kentine ilk kez coğrafyacı Hekataios tarafından İ.Ö. 500 civarında değinilmişse de bir hata yaparak şehrin Pamfilya’da olduğunu söyler. Phellos ve Antiphellos Yunanca isme sahip birkaç Lykia şehrinden biridir. “Taşlık ülke” anlamına gelen Phellos sözcüğünün Lykia dilindeki karşılığı ise “Vehinda” dır.

Çevresindeki dağlık bölgeye hâkim bir sırt üzerinde kurulmuş olan Phellos, M.Ö. IV. yüzyılda oldukça önemli bir kenttir. Antiphellos şehri, Phellos’un limanı iken, Helenistik Çağ’la birlikte kendi kurduğu liman kentinin gelişimiyle sönük kalır. Tarihi hakkında fazla bilgi bulunmayan Phellos, mevcut kalıntısıyla büyük bir yerleşme yerinden çok bir savunma şehri, müstahkem mevki görünümündedir. Phellos’ta akropolü çevreleyen ve yer yer poligonal tekniğin görüldüğü sur dışında fazla yapı kalıntısına rastlanmaz. Yaklaşık 550 metre uzunluk ve 200 metre genişliğindeki bir alana yayılmış olan Phellos Akropolisi, tümüyle surlarla çevrelenmiş olup bölgenin doğal oluşumu kireçtaşı bloklardan inşa edilmişlerdir. Surlarla bitişik doğu ve güney yönündeki kuleler ise rektagonal tekniktedir. Akropolün batı kenarında yer alan ev tipi kaya mezarı, Likya’nın ahşap ev mimarisini kaya gömütüne yansıtmış en özgün örneklerden birisidir. Aile mezarı özelliğinde olup, mezar odasının üç tarafında klineler görülür. Akropolün kuzey yönündeki vadi içinde ve karşısındaki tepenin eteğinde yer alan çok sayıda lahit arasında kabartmalı olanı kentin en dikkat çekici eserleri arasındadır. Kireçtaşı bloklardan kaide, sanduka ve kapak olmak üzere üç parçadan oluşmuştur. Bu lahdin bir yanında sedire uzanmış elinde kadeh tutan mezar sahibinin tasviri vardır. Ölünün iki yanında ayakta duran iki figür ile sedirin altında kuş figürleri görülür. Lahdin diğer yüzü belirsizdir. Lahdin kısa kenarlarından birinde savaşçı figürü diğerinde ise mezar sahibine miğfer uzatan savaşçı kabartmaları yer alır. İ.Ö 385-350 tarihli bu lahtin kapağının alın kısmında karşılıklı grifonlar fark edilir.

phellos antik kenti
Kaş Phellos Antik Kenti

Antiphellos Antik Kenti

Lykia dilinde Habesos veya Habesa adıyla anılan Antiphellos, Lykia Bölgesi‘nin eski yerleşim yerlerinden biridir. Antiphellos adını daha sonra alan kent, “kayalıklı yerin karşısındaki yer”“Phellos’un karşısındaki” anlamına gelmektedir. Lykia Birliği’ne üye kentlerden biri olup, kuzeyindeki Phellos Kenti‘nin limanı olduğu ve İ.Ö 6’ncı yüzyıldan beri yaşamını sürdürdüğü bilinmektedir. Hellenistik Dönem‘de ise ticari girişimler önem kazanır ve Antiphellos, ana şehir olan Phellos’un gerilemesine karşılık daha çabuk gelişir, Roma İmparatorluğu döneminde önemli bir liman kenti olur.

Antiphellos M.Ö 2’nci yüzyıl ortasından itibaren, Lykia Birliği’nde tek oy ile kısıtlanmış olsa bile ticari bir kent olarak hem kendi bastırdığı hem de birlik adına çıkardığı sikkeleriyle tanınmaktadır. Kaş iİçesi‘nin içerisindeki antik kente ait kalıntılar, ilçenin çevresinde ve doğu- batı doğrultusunda uzayan yarımada boyunca devam eder. Dikdörtgen taş işçiliği gösteren Hellenistik sur kalıntıları yarımadanın başladığı kesimde ve Meis Adası‘na bakan yüzde görülür. Surların limana baktığı yerde bugün camiye dönüştürülmüş kilisenin güneydoğusunda hangi tanrıya ait olduğu bilinmeyen temenosu ile belli bir tapınak kalıntısı bulunmaktadır. Tapınağın temenosu bosajlı, rektogonal duvar işçiliğinde yapılmıştır. Orijinal yapı İ.Ö 1’nci yüzyıla sonraki ek ise İ.S. 3’ncü yüzyıla tarihlenmektedir.

Antiphellos’ta tapınağa göre daha iyi korunmuş yapı tiyatrodur. Akropolis tepesinin güney eteğindeki tiyatro yamaca yaslanmış olup yirmi altı oturma sırası (caveası) ile denize bakmaktadır. Oturma sıraları dört dikey merdivenle üç kısıma ayrılmıştır, diazoma bulunmamaktadır. Helenistik Çağ yapıtı olduğu düşünülen tiyatro, sabit bir taş skene binasına sahip değildir. Tiyatronun kuzey doğusunda ana kayaya oyularak yapılmış yirmi dört kadın kabartmasının bulunduğu mezar odası yer alır. Kadınların ve cephe süslemelerinin şeklinden İ.Ö 4’üncü yüzyıla tarihlenir. Çarşı içerisinde Kaş’ın sembolü haline gelmiş olan çok iyi korunmuş hyposorionlu aslan başı şeklinde taşıma çıkıntıları ve Lykia dilindeki kitabesiyle M.Ö 4’üncü yüzyıla tarihlenen gotik alınlıklı mezar bulunmaktadır. Bugünkü Kaş’ı kuzeydoğudan sınırlayan tepenin üzerinde çok sayıda Gotik tarzlı veya Likya Yazıtlı birçok kaya mezarı yer alır. Bunların içinde en ilginç olanı ikinci katı Gotik kemer biçiminde yapılmış üstünde bir Likya yazıt olan mezardır. Yüzyıllar sonra mezar Claudia Recepta adlı bir kadın tarafından tekrar kullanıldığında Latince bir kitabe eklenmiştir. Bunlardan başka limanın çevresinde su içinde ve kıyıya yakın daha geç devirlerde yapılma Likya tipi lahitler şehrin günümüze kalabilmiş diğer anıtlarıdır.

antiphellos antik kenti
Kaş Antiphellos Antik Kenti

Xanthos Antik Kenti

Fethiye-Kaş karayolu üzerinde, Fethiye’ye 46 kmilometre uzaklıktaki Kınık Beldesi‘nde yer alan şehir, Xanthos Nehri (Eşen Çayı) kenarındaki ovaya hâkim iki tepe üzerinde kurulmuştur. İlki Eşen Çayı’nın kenarından sarpça bir kayalık şeklinde yükselen surla çevrili Likya Akropolü, ikincisi ise kuzeydeki daha yüksek ve geniş olan Roma Akropolü’dür. Likya Birliği’nin idari merkezi olarak nitelenen Xanthos’un ismi Likya dilinde yazılmış kitabelerde ARNNA şeklinde geçmektedir. HomerosSarpedon yönetimindeki Xathosluların Troya savaşlarına katıldıklarını anlatır. Ancak kazılarda elde edilen buluntular şehrin iskânını İ.Ö. 8’inci yüzyıldan önce götürmeye imkân vermemektedir.

Şehir, İ.Ö. 545–546 yıllarında Pers Kumandanı Harpagos tarafından kuşatılır. Xanthoslular, kahramanca karşı koyup direnmelerine rağmen çaresiz duruma düştüklerinde, kadın ve çocuklarını öldürüp şehri ateşe vererek insansız ve harap bir şehri Harpagos’a bırakırlar. İ.Ö. 475–450 arasında Xanthos, bu kez yangın felaketi ile karşılaşır. İ.Ö. 334 yılında Büyük İskender şehri almıştır. İskender’in ölümünün ardından Xathos, İ.Ö. 309’dan itibaren Mısır Hanedanı Ptolemaios’ların, ardından birçok Likya şehri gibi Suriye Kralı III. Antiokhos’un egemenliğini kabul etmek zorunda kalmıştır. İ.Ö. 2. yy.da Likya Birliğinin başkenti olan Xanthos, İ.Ö 42 yılında bu kez Romalı Brutus tarafından yerle bir edilmiş, ancak ardından İmparator. Marcus Antonius’un gayretleriyle yeniden imar görmüştür. İ.S. 1’inci yüzyılda Roma egemenliği altındaki Xanthos’ta İmparator Vespasianus adına tak yaptırılmış, günümüze kalmış Roma yapılarının çoğu bu dönemde inşa edilmiştir. Bizans egemenliği sırasında piskoposluk merkezi olan Xanthos, bu dönemde birçok yeni yapıya kavuşmuştur. 7’nci yüzyıl sonrası Arap akınları şehrin önemini yitirmesine sebep olmuş ve 1938 yılında Charles Fellows’un burayı keşfedip bazı kalıntıları Londra’ya taşımasına kadar ufak bir köy kimliğiyle yanı başındaki Kınık’ta yaşamını sürdürmüştür.

Xanthos’un her iki akropolü de değişik örgü sistemlerinin görüldüğü sur duvarları ile çevrilidir. Likya akropolünün kuzeyinde Roma Devri Tiyatrosu yer alır. Xanthos’un en ilginç kalıntıları, tiyatronun batısında konumlanır. Bunlardan ilki yüksek dikdörtgen yekpare kaide üzerindeki ölü ailesi ile yanındaki kadın gövdeli, kuşkanatlı yaratıklar olan ve ölülerin ruhlarını gökyüzüne taşıdıklarına inanılan “Harpy” kabartmalarına sahiptir. Bugün orijinal kabartmaları, Biritish Museum’da sergilenen Harpy Anıtı, İ.Ö. 5’nci yüzyıla tarihlenmektedir. Bu anıt mezarın yanında 4’üncü yüzyıla ait diğer bir kaideli Likya lahdi yer almaktadır. Tiyatronun bitişindeki kare şekilli geniş alan ise üç yanı dükkânlarla çevrili Roma Devri Agorası’dır. Agoranın kuzeydoğu köşesinde, Harpy Anıtına çok benzer, yekpare dikdörtgen gövdesinde Likya ve Grekçe dilinde yazılmış kitabe yer alan İ.Ö. 5’nci yüzyıla ait anıt mezar yükselir. Anıtın gövdesindeki kitabe günümüze dek bulunmuş Likya dilindeki en uzun kitabe olup, Kherei adlı Xanthos’lu prensin serüvenlerini anlatmaktadır. Roma Akropolü’nde de birçok kaya mezarı ve kaideli mezarı yan yana görmek mümkündür. Bu alanın güney eteklerde yer alan, Aslanlı Mezar, Pa vaya ve Merehi lahitlerinin kaideleri dışında tümü British Museum’da sergilenmektedir. Günümüz kalıntılarına çıkan rampanın sağ kenarında sadece temelleri kalmış olan İ.Ö. 4’üncü yüzyıla ait tapınak planlı Nereid Anıtı da British Museum da sergilenen Xanthos’un ünlü anıtlarından biridir. Xanthos örenyeri, Likya uygarlığının özgünlüğü ve kazılarda elde edilen buluntuların önemi nedeniyle UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi‘ne dâhil edilmiştir.

xanthos antik kenti
Kaş Xanthos Antik Kenti

Aperlai Antik Kenti

Aperlai Antik Kenti bugünkü Kaş ile Kekova arasında bulunan Sıçak Yarımadası’nda uzun ve dar bir koyun başlangıcında yer alır. Kaş’tan ve Üçağız’dan Sıçak İskelesi’ne denizden gidiş ulaşım yönünden en kolay yolculuk şeklidir. Kent adının orijinali Luwi dilinde “Aprillai” olup “Akarsu Boğazı” anlamına gelmektedir. Aperlai, küçük boyutlu bir Likya liman kentidir. M.Ö. V. ve IV. yüzyıla ait eserler olarak APR ve PRL kısaltmalarıyla bastırdığı Lykia dili ile yazılmış gümüş sikkeler, Aperlai’ın Lykia Birliği öncesi varlığına işaret eder. Şehrin ismine daha çok, geç devir yazarlarında PliniusStadiasmusPtolemaios, Hierokles’te rastlamak mümkündür. 16’ncı yüzyılda, tamamen terk edildiği ve belki üç beş balıkçı ailesinin barındığı korunaklı bir liman olarak Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinde de anılmaktadır. Birlik dönemine ait sikkeleri de ele geçmiş olan Aperlai’ın diğer Roma egemenliğindeki Lykia şehirleri gibi yalnız III. Gordianus zamanında sikke basma yetkisine sahip olduğu bilinmektedir. Lykia Birliği sırasında Aperlai üç kentin, bazı kaynaklara göre ise dört kentin “tek oya” sahip olduğu birliğin başındadır. Aperlai’ın Simena, Apollonia ve İsinda ile bir “sympoliteia” imzaladığı ve oluşturduğu kesindir. Söz konusu üç şehrin vatandaşlarından yazıtlarda “Simena’dan Aperlailılar” diye söz edilmekte ve kendi etnik isimleri kullanılmamakta idi. Bizans Dönemi Piskoposluk kayıtlarında ise ismi “Aprillae” şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Kentin kalıntıları denize doğru inen tepenin eteklerinde, körfezin kuzey tarafında yer alır. Aperlai Antik Kenti, deniz kenarından başlayarak, akropole doğru uzanan rektogonal ve poligonal tekniklerin kullanıldığı, kulelerle takviye edilmiş surlarla çevrilmiştir. Kuzey surların üstünde kare planlı üç adet savunma kulesi görülür. En iyi korunmuş durumda olan batı duvarı, ikisi düz biri kemerli üç kapıya sahiptir. Güney duvarı ise tepe yamacına dik olarak devam eder ve poligonaldir. Günümüzde büyük ölçüde tahrip olmasına rağmen orta kısmında şehre girişi sağlayan, iki yanında birer kulesi bulunan bir kapı yer almaktadır. Tüm Likya liman kentlerinde olduğu gibi Aperlai’da da limana yakın iki adet Roma Dönemi hamam kalıntısı saptanabilmiştir. Biri akropolün kuzeybatı köşesinde diğeri de güney-doğu köşe de olmak üzere iki adet küçük boyutlu Bizans Kilisesi kalıntısı dikkat çeker. İ.S. 6ve 7’nci yüzyıllara tarihlenen her iki kilisede bazilikal planda inşa edilmiş olup, Erken Bizans kilise mimarisini yansıtır. Orta geniş koridorun her iki yanında, iki dar koridor, sonunda ise yarım daire planlı apsis yer alır. Kentin nekropolü kale surlarının doğusunda yer almakta olup çok sayıda Likya lahitleri bulunmaktadır. Rıhtım, rıhtıma ait binalar ile rıhtıma yakın yapıların kalıntıları bugün sular altındadır.

aperlai antik kenti
Kaş Aperlai Antik Kenti

Simena Antik Kenti

Günümüzde Kaleköy olarak anılan antik Simena küçük bir Likya kıyı kenti olup, M.Ö. 4’üncü yüzyıldan günümüze kadar iskan görmüş stratejik bir nokta olma özelliği gösterir. Bu özelliğini en canlı yansıtan kalıntı günümüze dek sağlam kalmış kaledir, buradan Kekova ve çevresinin en mükemmel manzaralarını izlemek mümkündür. Simena Türkiye’nin sadece denizden ulaşılabilen nadir yerleşimlerinden biridir. Kekova Adası ve çevresindeki kıyılarda doğal, kültürel ve coğrafi değerlerin korunması amacıyla oluşturulmuştur, 260 kilometrekare alanı kaplayan Kekova Özel Çevre Koruma Alanı’nın içerisinde yer alan Simena Antik Kenti, birinci derece arkeolojik sit alanı olarak tescillidir.

Yöreye adını veren Kekova, hem Simena’nın tam karşısında kıyıya en yakın yeri 500 metre olan 7.4 kilometre uzunluğundaki adanın, hem de Simena, Teimiussa (Üçağız)Aperlai (Sıcak) İskelesi, Akvaryum KoyuGökkaya Koyu‘nu da içine alan bölgenin genel adıdır. Adanın Simena’ya bakan kuzey kıyıları denizin 4-5 metre derinliklerine kadar uzanan yarısı suyun içinde, yarısı dışında taş merdivenler, ev kalıntıları, iskele kalıntıları gibi antik çağlardaki depremlerde kısmen suya gömülen uygarlığın izleriyle doludur. Simena, Kekova Adası’nın karşısında bulunan yarımada üzerinde konumlanmıştır. Kekova Bölgesi’ne karadan ilk giriş yeri olan antik dönemde Teimiussa liman kenti olarak bilinen Üçağız, komşu Simena’nın yanında yer alan, Akdeniz’in en şiddetli dalgalarına karşı denizcileri koruyan en güvenilir köşeydi. Kaleköy ile Üçağız arasında özellikle lahitler için taşocağı olarak kullanılmış küçük adacıklar arasından kıyıya doğru su altında kalmış yol ve rıhtım kalıntılarını izlemek mümkündür.

Simena Antik Kenti’nin adının ilk kez Pilinius (M.S.1.y.y.) tarafından anılmış olmasına rağmen Likya yazısıyla yazılmış kitabe ve Aperlai’de bulunan gümüş sikkeden anlaşıldığı üzere, tarihi M.Ö. 4’üncü yüzyıla kadar inmektedir. Kent, Aperlai başkanlığında Apollonia ve İsinda’nın da dâhil olduğu bir federasyona üyeydi. Likya birliğinde Aperlai şehri tarafından temsil ediliyordu. Bölge Roma İmparatorluğu‘na katıldıktan sonra Simena’nın bağımsız bir şehir olarak yaşamını sürdüğü anlaşılmaktadır. Kıyıya yanaşıldığında göze çarpan ilk yapı, kitabesinde “Aperlai halkı ve meclisi ile birliğin diğer şehirleri tarafından İmparator Titus’a armağan edilmiştir” yazılı olan ve M.Ö.79 yıllarında yapıldığı düşünülen, Roma hamam kompleksine ait yapı kalıntılarıdır. Sahilden dik bir patika ve yer yer antik basamaklar yardımıyla kaleye ulaşılırken iki lahit dikkati çeker. Biri küçük eksedraya, diğeri ise İdargus oğlu Mentor’a adandığına dair kitabeye sahiptir. Kaleye ulaşıldığında ilk göze çarpan kalıntı doğal kayaya oyularak inşa edilmiş, 7 oturma sıralı, 300 kişi kapasitesi ile Simena’nın önemli kalıntılarından biri olan tiyatrodur. Su sarnıçları, kaya mezarları ve önce tapınak, ardından kilise ve en son cami olarak kullanılmış dini yapının izleri kalenin diğer kalıntıları arasındadır. Kıyıda su içinde Likya tipi lahitler, mendirek ve yapı kalıntıları durgun havalarda rahatlıkla görülebilir. Kalenin kuzeydoğusunda ise lahitler ve kaya mezarlardan oluşan geniş bir nekropol alan uzanır. Ev tipi mezarın birinde Lykia dilinde yazıt dikkat çekicidir.

kaş simena antik kenti tiyatro
Kaş Simena Antik Kenti

Saklıkent Kanyonu

Sıcaktan bunaldıysanız bir gün değişik bir şey yapın. Güneş ışınlarının giremeyeceği kadar dar ve yüksek bir kanyona girin, buz gibi sularda yürüyün. Saklıkent’e gidin. 

Saklıkent’e Fethiye-Antalya karayolundan Kemer ilçesi yönünde ayrılarak ulaşılıyor. Sapaktan 13 km sonra Tlos’a, 21 km sonra da Saklıkent’e ulaşılıyor. Saklıkent yolu üzerinde sağlı sollu çok sayıda kır gazinosu göreceksiniz. Gözleme-ayran servisi yapılıyor. Kayadibi köyünü geçiyor ve kanyon girişine çıkıyorsunuz. Girişte aracınızı bırakıyorsunuz. 

Seydikemer’in Antalya sınırında bulunan Saklıkent Kanyonu, kelimenin tam anlamı ile doğa harikası bir turizm merkezidir. Kanyonun binlerce yıl evvel jeolojik çatlama ile oluştuğu tahmin edilmektedir. Kanyonun uzunluğu yaklaşık 18 km, yüksekliği ortalama 200 ile 600 metre arasında değişmektedir. Bazı noktalarda kaya aralığı 2 metreye kadar daraldığından buralardan gökyüzünü görmek neredeyse imkansızdır.

Saklıkent Kanyonu’nda sizi ilk önce, müthiş bir şarıltı ile akan Eşen Çayı karşılar. Demir iskeleye döşenen tahta merdiven üzerinde yürüyerek kayaların altından fışkıran tertemiz kaynağa ulaşırsınız. Kanyonda coşkun suların üzerine kurulmuş ve yörenin kilimi ile yatıkların serildiği divanlarda oturabilir, ayaklarınızı buz gibi suda serinletirken, gözleme ve alabalık yiyebilirsiniz. İsterseniz kanyonda ilerleyerek gizli cennetlerle buluşabilirsiniz. Huzurun ve heyecanın aynı anda yaşadığı bu nadide mekanın sularında rafting yapabilirsiniz.

Kaş Saklikent Kanyonu
Kaş Saklıkent Kanyonu

Kıbrıs Kanyonu

Kaş çevresinde en fazla rağbet gören kanyon geçişi turu Kıbrıs Kanyonu etkinliği. Batı Toroslar’da Akdağlar’ın eteklerinde eriyen kar suları uzun ve maceralı bir yolculuk sonucu tabiatı ince ince işleyerek Akdeniz’e varır. Önce Kartal Gölü ve Akçay Baraj Gölü’ne dönüşen sular ardından Kıbrıs Deresi adını alarak derin bir kanyona girer ve Kasaba Ovası’nı aşıp Dirgenler Boğazı’nda denize ulaşır. Bu yolculuğun en gizemli bölümü doğa harikası Kıbrıs Kanyonu elbette. Ancak teknik olanaklarla geçilebilen Kıbrıs Kanyonu, vahşi doğasıyla insanları çekiyor. Antalya’nın Kaş ilçe merkezine 50 kilometre mesafedeki kanyonda yürüyüş, bisiklet, cip safarisi ve kanyon geçişi turları düzenleniyor. Kasaba-Kemerköy-Kuruova asfalt yolu ve Sütleğen Akörü orman yolu kanyonun panoramik görüntüsünün izlenebileceği güzergahlar. Sineklibeli ve Meryemlik mevkii arasındaki tahta köprüden geçen yürüyüş yolu çam, ardıç, sandal ve sedir ağaçlarıyla bezeli.

kaş kıbrıs kanyonu
Kaş Kıbrıs Kanyonu

Mavi Mağara

Kaş’a 18 kilometre ve Kalkan’a 6 kilometre uzaklıkta olup, Kaputaş Plajı‘na gelmeden yaklaşık 600 metre öncedir. 1972 yılında Jeolog Dr. Temuçin Aygen tarafından bulunmuştur. 50 metre uzunluğunda, 40 metre genişliğinde ve 15 metre yüksekliktedir. Farklı odacıkları ve kanalları olan oldukça büyük bir mağaradır. İç ve dış galeriler olarak ikiye ayrılan mağara, ismini, dış kısımdaki dehlizlerden içeri giren mavi ışıktan alır. Hava boşluğuna çıkış yapmaya imkan veren iç galerilerin ise tamamı karanlıktır. Mağaranın hem iç hem de dış galerilerinde yumuşak mercan oluşumları ve canlı çeşitliliği dikkat çeker. Döneme bağlı olarak iç galerilerde karides sürüleri görülmektedir. Hem derinlik seviyesi hem de yapısı ile her seviyede dalıcıya mağara dalışı yapma imkanı tanımaktadır.

kaş mavi magara
Kaş Mavi Mağara

Kaputaş Plajı

Kaputaş plajı, iki yanı yüksek kaya duvarları ile örtülü bir kanyondur aslında. Toros dağları ve ormanlardan Akdeniz’e açılan bu kapı, dağlardan gelen suların yer altından deniz ile buluşmasını sağlıyor. Yer altından akan sular, deniz kıyısında kumların arasından süzülerek, soğuk su olarak ortaya çıkıyor. Kıyı kesimlerinin turkuaz renkte olmasının sebebi bu. Kıyısı ise sanılanın aksine kumlardan değil küçük çakıl taşlarından oluşuyor.

Tekne turlarının vazgeçilmez plajı olan Kaputaş Plajı’na giriş ücretsiz. Plajda Kaş Belediyesi tarafından işletilen küçük tesisten ücret ile şezlong kiralayabilir ya da yere havlunuzu serip takılabilirsiniz. Tesiste, tuvaletler, soyunma ve duş kabinleri ile küçük bir de büfe bulunuyor.

Kaputaş Plajı, Antalya’nın Kaş ilçe merkezine 20km uzaklıkta yer alıyor.  Kalkan’a olan uzaklığı ise 10 km. Kaş Fethiye arası otoyol üzerinde mutlaka karşınıza çıkar. Kaputaş Plajı cennetten bir köşe olarak yüksek dağlar arasında ve Antalya karayolunun virajlı yollarında bir anda karşınıza çıktığı için herhangi bir otopark tesisleşmesi için alan yok. Yol kenarına parketmeniz ve bu nedenle de genellikle birileri çıkıncaya dek araba ile sıra beklemeniz gerekli. Yoğun olduğu dönemlerde bu durum biraz strese dönüşebiliyor. Arabanızı parkettikten sonra 187 basamaklı ahşap merdivenden inerek 130 metre uzunluğundaki muhteşem plaja ayak basabilirsiniz.

kaş kaputaş plajı
Kaş Kaputaş Plajı

Patara Plajı

Patara, Türkiye’nin turizm başkenti Antalya’nın sınırları içerisinde bulunuyor. Kaş ilçesine bağlı olan bölge bir başka turizm merkezi Kalkan’a çok yakın bir konumda. Antalya il merkezine yaklaşık 210 km. mesafede bulunan Patara, Kaş’a ise yaklaşık 40 km. uzaklıkta yer alıyor. Hitit dilinde Patar, Likya dilinde ise Pttara şeklinde isimlendirilen bölge, limanı ve sahiliyle de Akdeniz’in önemli merkezlerinden biri olmuş.

Patara yaklaşık 12 km’yi, bulan sahiliyle muhteşem bir güzelliğe sahip. Bölgedeki kumsalların en uzunu olan Patara plajı incecik kumlu yapısıyla da cezbediyor. Denizin sığ bir yapıda olduğu plajda, yüzmeyi çok iyi bilmeyenler için de son derece uygun bir yapı mevcut.

Hiç durmayan rüzgarın adeta orkestra şefi olduğa Patara, sörf tutkunları için tam bir cennet. Dünyanın birçok yerinden gelen sörf tutkunlarını misafir eden sahilde aynı amanda çeşitli yarışmalar ve organizasyonlarda düzenlenmektedir. Deniz ve sörf tutkunları için önemli olduğu kadar koruma altında olan Caretta caretta kaplumbağaları için de son derece önemli bir bölge. Carettaların yumurta bıraktıkları yerler arasında bulunan kumsal, bu nedenle koruma altına alınmış. Bölge  son derece rüzgarlı olduğu için sahildeki kum taneciklerinin ve tozların Patara Antik Kenti’ne zarar vermemesi için sahil tarafına setler inşa edilmiş. 

Patara Plajında, manzaranın tadını çıkarabilmeniz için doğa elinden gelen her şeyi yapıyor. Bu uzun harika kumsalda, tamamen doğal şekilde oluşan kum tepeleri manzarayı izleyebilmeniz ve benzersiz fotoğraflar çekebilmeniz için sizi bekliyor.Kumsalın orta kısımlarında yoğunlaşmış olan kum tepeleri, Patara Plajı’na benzersiz bir tat katıyor. Özellikle gün batımında, kum tepelerinin üzerinde başka hiçbir yerde göremeyeceğiniz bir manzaraya tanık olacaksınız.

kaş patara kumtepesi
Kaş Patara Plajı kumtepesi

Patara Plajı, 15 Mayıs-15 Eylül tarihleri arasında ziyaretçiler ve deniz kaplumbağaları tarafından dönüşümlü olarak kullanılıyor. 08.00-19.00 saatleri arasında ziyaretçiler, 19.00-08.00 saatleri arasında ise caretta carettalar plajdan yararlanıyor. Plajın caretta carettalara ait yumurtlama alanında şemsiye ya da şezlong kullanmak kesinlikle yasak. Bu yasağa uymayanlar para cezası ödemek durumunda. Ayrıca saat 19.00’dan sonra plaja girmek, ışık yakmak, gürültü yapmak da ceza sebebi.

kaş patara plajı
Kaş Patara Plajı
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı